Türk aydının yaşadığı köklü zihniyet dönüşümünü ustaca kaleme alan Cemil Meriç, Batı hayranı Türk aydınını şöyle ifade etmiştir: “Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat: Mustarip (veya yaygın kullanımıyla muzdarip). Avrupa’nın maddi fetihleri, çöküş devrinin ulemasını afallatır. Susar ve sahneden çekilirler. Yerlerini Avrupa’nın imal ettiği yeni bir insan tipi alır: Mustarip. Bu aydın görünümlü grup, giderek mazisinden kopar. Artık ne Asyalı ne Avrupalıdır. Ne Müslüman ne Hristiyan. İrfanından kopan, ana dilini bile unutan mustaripler kafilesi kime, neye bağlanacak? Ne yeni bir dünya görüşü kurabilir ne de Batı’nın cömertçe sunduğu türlü ideolojiler arasında seçim yapacak güçtedir. Seçmek için, anlamak lâzım. Avrupa fikriyatını bir ilmihal gibi ezberlemeye kalkar. Bütünü kucaklayamaz. Bunlar 1960’lara kadar aynı yalanları çeşitli üsluplarla tekrarlamışlardır.”
Cemil Meriç’in ifade ettiği bu zeminde “gerçek münevver”in kim olduğu sorusu gün geçtikçe daha da önem kazanmıştır. Bu soruya verilecek en güçlü cevaplardan biri ne Batı hayranlığı ne de Doğu taassubuna savrulmuş bir Türk aydını olan İlber Ortaylı’nın şahsiyetinde somutlaşmaktadır. Çünkü Ortaylı, Cemil Meriç’in “mustarip” aydın tipi olarak tarif edilen tanımın tam karşısında yer almaktadır. Ne geçmişinden kopmuş ne de Batı’yı hayranlıkla taklit etmiştir. Tüm bunların aksine Doğu’nun köklü birikimlerini Batı’nın ilmî disiplinleri ile sentezleyerek tarih bilgisini gelecek kuşaklara aktaran bir münevver olmuştur.
Prof. Dr. Temel ÇALIK
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi