Selçukluların İslam ülkelerine hâkim olmalarıyla hem Türk devletlerinin hem de İslam medeniyeti ve Müslüman kavimlerin tarihinde yeni bir dönemin başladığı söylenebilir. Zira Büyük Selçuklular eski Türk devlet geleneği ve teşkilat yapısıyla İslam kurumları arasında ahenkli bir uyum kurmayı başarmışlar ve bu yapıyı kendilerinden sonra kurulan Türk ve İslam devletlerine de aktarmışlardır. Büyük Selçukluların kendilerinden sonraki Türk devletlerine miras olarak bıraktıkları en güçlü yapıların başında ordu ve askerî teşkilat gelmektedir. Nitekim gerek devlet otoritesinin zayıflamasıyla ortaya çıkan siyasî teşekküller, gerekse Büyük Selçuklularda doğrudan bağlantısı olmayan birçok Türk devletlerinde tesis edilen askerî teşkilatta Büyük Selçuklu mirasının izlerini görmek mümkündür.[1]
Büyük Selçuklu ordusu gulâmlardan oluşan hassa ordusu, ıktâ‘ askerleri tabi devlet kuvvetleri, şehir bölge kuvvetleri ve gönüllülerden oluşmakta idi. Bunlardan gulâmlar, devletin ve sultanın dayandığı başlıca kuvvetlerdi. Saraya alınan gulâmlar, yaklaşık 4000 kişiden oluşur, bu 4000 kişinin 3000’i ordu kumandanlarının, “gulâmân-ı hâs” adı verilen 1000’i ise bizzat sultanın emri altında bulunurdu. “Gulâmân-ı hâs”ın da 200’ü seçilir ve bunlar sultanın hizmet ve muhafaza işlerini görürlerdi. “Müfredân” ismi verilen bu 200 gulâm, 50’şer kişilik gruplar halindeydiler. Bu grupların başında onların eğitiminden sorumlu olan ve onlara komuta eden “nakîb”ler bulunurdu. 200 kişilik müfred grubundan da 20 kişi seçilir ve bunlar da Sultan’ın tahtının etrafında dururlardı. Bunların kılıç kayışları (hamâyil) ve kalkanları altından, geri kalan 180’ininki ise gümüşten olurdu.[2] Gulâmlar, “Dîvân-ı ‘Arz” tarafından tutulan defterlere kayıtlı olup üç ayda bir “bistegânî”[3] denilen maaş alırlardı.[4] Yetiştirilmek üzere saraya alınan ve belli bir eğitimden geçtikten sonra “saray teşkilâtında” ve “eyalet teşkilâtında” çeşitli makamları işgal eden gulâmlar, devletin ve Sultan’ın dayandığı başlıca kuvvetlerdi. Bu sebeple gerek barış zamanı gerekse seferde
[1] Coşkun Alptekin, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Askerî Teşkilâtının Eyyûbî Devleti Askerî Teşkilâtına Tesiri”, Belleten, LIV/209 (1990), s.117-120. [Hiçbir zaman Selçuklu hakimiyeti altına girmemiş olan Hindistan Türk devletlerinde bile benzer uygulamalara rastlanmaktadır (M. Fuad Köprülü, “Orta zaman Türk Hukukî Müesseseleri”, Belleten, II/5-6, Ankara, 1938., s.61-63.)]
[2] Nizâmü’l-mülk, Siyerü’l-Mülûk (Siyâsetnâme), (Be ihtimâm Hubert Darke), Tahran 2535 (1976), s.126; (Türkçe terc., Mehmet Altay Köymen), Ankara 1982, s.118.). Ayrıca bkz., M. Fuad Köprülü, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri, (Önsöz, bazı notlara, bibliyografyaya ilaveler ve geniş bir indeksle yayınlayan Orhan F. Köprülü), İstanbul 1981, s.133-134.; Salim Koca, Selçuklularda Ordu ve Askerî Kültür, Berikan Yay, Ankara 2005, s.84.
[3] Birçok araştırmacı bu kelimeyi, “bitegani, bişegani, pişegani” şeklinde zikretmiştir. Hâlbuki kelimenin aslı “bistgânî/bistegânî (بستگاني)” olub özellikle Gazneli ve Selçuklu dönemi kaynaklarında rastlanmaktadır. Hasan Enverî, kelimenin Beyhakî, Nizâmü’l-mülk ve muhtelif şairler tarafından ne şekilde ve hangi anlamlarda kullanıldığını zikrettikten sonra bazı araştırmacıların kelimenin etimolojisi hakkındaki görüşlerini vermiştir. Müellifin de ifade ettiği gibi kelimenin aslının nereden geldiği belli olmayıp araştırmacıların görüşleri tahminden ibarettir. Kaynaklarda, orduya ödenen maaş anlamında kullanılıldığı anlaşılmakla beraber üç ayda bir mi, yirmi günde bir mi yoksa senelik veya aylık olarak mı ödendiğine dair kesin bir hüküm çıkarmak mümkün değildir (Hasan Enverî, Istılâhât-ı Dîvânî Devre-i Gaznevî ve Selçûkî, Tahran 2535, s.79-82.). Kaynaklarda maaş anlamında “mevâcib”, “müşâhere”, “ulûfe” ve “câmegî” kelimelerinin de kullanıldığı görülmektedir.
[4] Nizâmü’l-mülk, kadîm padişahların usulünde ıktâ‘ tevcihi olmayıp herkese rütbeleri nisbetinde yılda dört defa olmak üzere maaş (mevâcib) verildiğini, nakit olarak ödenen bu maaş sayesinde zengin bir durumda bulunan gulâmların, kendilerine verilen vazifeler için daima hazır bulunup işlerini doğru yaptıklarını söyleyerek Selçuklu yöneticilerine “ehl-i ıktâ‘”ve “gulâmân” olarak tefrik ettiği orduya ödenecek paranın (mâl) belli edilmesini, “gulâmların” paranın (mâl) zamanı gelince kendilerine verilmesini söylemekte ve ödemenin (vech), muhabbet, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirilmesi için bizzat Sultan tarafından yapılmasını önermiştir (Nizâmü’l-mülk, s.134., Türkçe terc., s.127.). Büyük Selçuklularda Sultan Melikşâh döneminde gulâmlara ödenen maaş miktarının 600-700 bin dinar olduğu görülmektedir (el-Hüseynî (Sadrud-dîn Ebu’l-Hasan Ali İbn Nâsır Ali el-Hüseynî), Ahbârü’d-Devleti’s-Selçûkiyye, (Türkçe terc., Necati Lügal), TTK Yay., Ankara 1999, s.46.).
Prof. Dr. Erkan GÖKSU
Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Buca/İZMİR (erkangoksu@hotmail.com)