Geçmişten Günümüze Vatan ve Askerlik
Modern devletlerin temelleri 17. yüzyılda atılmıştır. Tarihsel olarak ise toplulukların bir ortak paydada buluşması, millet ya da ulus olarak tanımlanabilecek toplulukları oluşturur. Kabileleri daha büyük topluluklarda birleştiren ortak unsurlar kimi zaman dil kimi zaman din olmuştur. Roma örneğinde olduğu gibi “vatandaşlık” kavramı ya da ortak bir hedef bu toplulukları büyütmüştür.
“Vatan” kavramı, modern ulus devletlerin çoğunun destanlarında merkezî bir konuma sahiptir. Ulus ile toprak arasında kurulan varoluşsal bağ, milliyetçiliğin en temel işleyiş mekanizmalarından birini oluşturur. İnsanların aidiyet duygusunu somut bir coğrafyaya bağlamak, hayalî sınırları fiziksel sınırlara dönüştürmek ve toprağı kutsallaştırarak uğruna ölünebilecek bir değer hâline getirmek bu sürecin kaçınılmaz sonucudur. Toplumların gelenekleri, yazılı ve sözlü edebiyatları bu sürecin lokomotifleridir. Bu süreç, hiçbir ulusal kimlikte Türkiye örneğindeki kadar karmaşık ve çok katmanlı bir seyir izlememiştir.
Göçebe Türk topluluklarının “yurt tutması” ile imparatorlukların “dünyanın kutsal hâkimi olma” ideali birbirine zıt görünmektedir. Göçebelere göre dünya her anlamda bir akış hâlinde olup sabit bir toprak parçasına bağlı kalınamaz. Yerleşik toplumlar ve özellikle imparatorluklar ise dünya hâkimiyetinin üzerindeki insanlar ve topraklar ile birlikte kutsal bir görev ile kendilerine verildiğini düşünmektedir.
En büyük Türk imparatorluğu olan Osmanlının 19. yüzyılda toprak kayıpları ile başlayan süreç vatan kavramına “müdafaa edilmesi gereken toprak” anlamı yüklemiş ve ananevi etkiler ile kutsallaştırılmaya başlanmıştır ve bu fikir günümüze kadar süregelmiştir.
Askerlik hizmeti, modern ulus devletlerin egemenlik iddiasını pekiştiren en temel araçlardan biridir. Ancak Türk milletinde bu araç, özellikle Batı toplumlardan farklı olarak yalnızca anayasal bir yükümlülük olarak kalmaz; bir ulusal kimliğe dönüşür. “Vatan” ve “askerlik” kavramları, Türk milliyetçiliğinin yapıtaşlarından olup; “ordu millet” geleneğinde iç içe geçer. Ordu millet kavramı, klasik Türk devlet geleneğinde halkın barış ve savaş zamanı arasındaki geçişkenliğine dayanır. Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’te aktardığı “Türkler kılıçla geçinir.” ifadesi, erken dönemde ekonomik ve toplumsal hayatın savaşçılık etrafında örgütlendiğini gösterir. Buna göre, ordu milletten
Aykut EHLİL
Ankara Araştırmacı Yazar