Türk kültüründe asker olmak; yalnızca üniforma taşımak değil, bir milletin yükünü omuzlarında taşımaktır. Ve bu milletin tarihinde askerlik sadece erkeklerin omzuna bırakılmış bir görev de değildir. Çünkü Türk kadını, tarih boyunca gerektiğinde evlat yetiştiren bir anne, gerektiğinde obayı ayakta tutan bir bilge, gerektiğinde ise atının üzerinde cepheye koşan bir nefer olmuştur. İşte bu yüzden Türk kültüründe asker olmak ne kadar kutsalsa, kadın olmak da o kadar güçlü ve mukaddestir.
Türk’ün töresinde kadın hiçbir zaman geride duran bir figür olmamıştır. Destanlarımızda bunun izlerini açıkça görürüz. Nene Hatun’un soğuk Erzurum gecesinde vatanı için cepheye koşması yalnızca bir kahramanlık hikâyesi değildir; Türk kadınının yüreğinde taşıdığı vatan sevgisinin en büyük nişanelerinden biridir. O gün Nene Hatun sadece bir kadın değildi. O gün o; bir milletin namusunu, bayrağını ve bağımsızlığını savunan Türk iradesiydi.
Kara Fatma’ya baktığımızda da aynı ruhu görürüz. İşgal yıllarında omzuna silahını alıp cepheye giden o cesur kadın, Türk milletinin bağımsızlık karakterini göstermiştir. Çünkü Türk kadını, gerektiğinde gözyaşını içine akıtıp dimdik durmayı bilen bir iradenin adıdır. Bu milletin kadınları yalnızca evlat doğurmamış; kahramanlar, şehitler ve vatan sevdalıları yetiştirmiştir.
Türk tarihinde kadın ile erkek bir yarışın değil, bir bütünün iki parçası olmuştur. Erkeğin cephede taşıdığı sancak neyse, kadının evde yaktığı umut da odur. Bir asker sınırda nöbet tutarken, bir anne sabaha kadar evladının yolunu dua ile beklemiştir. Çünkü Türk milletinin mayasında fedakârlık vardır. Ve bu fedakârlığın en büyük temsilcilerinden biri her zaman Türk kadını olmuştur.
Askerlik; cesaret, sadakat ve adanmışlık ister. Türk kadını da tarih boyunca bu üç vasfı en güçlü şekilde taşımıştır. Çanakkale’de mermi taşıyan kadınlarımız, Kurtuluş Savaşı’nda cephe gerisini ayakta tutan analarımız, yoklukta bile milletine umut olan Anadolu kadınları bunun en büyük örnekleridir. Kağnısıyla cephane taşıyan Şerife Bacı’nın donarak şehit düşmesi, yalnızca bir fedakârlık değil; Türk kadınının vatan söz konusu olduğunda nasıl bir yüreğe dönüştüğünün en açık göstergesidir. Ancak Türk kadınının gücü yalnızca savaş zamanlarında ortaya çıkmamıştır. O güç, bir çocuğa verilen ilk terbiyede, sofraya konan ilk lokmada, evladına
Büşra Zühal Uysal
Araştırmacı Yazar