HER TÜRK ASKER DOĞAR

Eski Türklerde Asker ve Devlet Anlayışı Türk devlet aklının tarihsel kökleri incelendiğinde, askerî yapının devletin yalnızca bir bileşeni değil, doğrudan kurucu ve taşıyıcı omurgası olduğu açık biçimde görülmektedir; Bu durum, rastlantısal bir tarihsel gelişme değil, Türklerin yaşadığı coğrafyanın, üretim tarzının ve toplumsal teşkilatlanma biçiminin zorunlu kıldığı bir medeniyet modelidir. Türkistan bozkırlarında şekillenen hayat, durağan bir …

Eski Türklerde Asker ve Devlet Anlayışı

Türk devlet aklının tarihsel kökleri incelendiğinde, askerî yapının devletin yalnızca bir bileşeni değil, doğrudan kurucu ve taşıyıcı omurgası olduğu açık biçimde görülmektedir; Bu durum, rastlantısal bir tarihsel gelişme değil, Türklerin yaşadığı coğrafyanın, üretim tarzının ve toplumsal teşkilatlanma biçiminin zorunlu kıldığı bir medeniyet modelidir. Türkistan bozkırlarında şekillenen hayat, durağan bir ekonomik yapıdan ziyade sürekli hareketi, sürekli güvenlik üretimini ve sürekli zinde olmayı zorunlu kılmış; bu zorunluluk zamanla askerî disiplinin yalnızca savaş alanında değil, gündelik hayatın tamamında belirleyici bir norm hâline gelmesine yol açmıştır.

Bu nedenle eski Türk topluluklarında askerlik, modern anlamda sonradan öğrenilen bir meslek kategorisi değil, toplumsal varoluşun doğal bir uzantısıdır. Çünkü bozkır coğrafyasında hayatta kalmak, yalnızca ekonomik üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda hızlı yapılanma, ani tehditlere karşı refleks geliştirme ve kolektif hareket kabiliyeti ile mümkün olmuştur. Bu durum, Türk toplumlarında bireyin erken yaşlardan itibaren savaşçı bir disiplin içerisinde yetişmesini zorunlu kılmış, “at binme”, “ok kullanma” ve “hareketli savaş düzenine uyum sağlama” gibi beceriler, eğitimsel bir süreçten ziyade kültürel aktarımın doğal bir parçası hâline gelmiştir.

Türk devlet geleneğinde devlet kavramı, yalnızca siyasi iktidarı temsil eden bir yapı olarak değil, toplumsal düzenin, bağımsızlığın ve kolektif varlığın devamlılığını sağlayan stratejik bir organizasyon olarak tanımlanmıştır; bu nedenle devletin zayıflaması ya da çözülmesi, yalnızca idari bir boşluk değil, doğrudan milletin tarih sahnesinden silinme riski olarak algılanmıştır. Bu algı, askerî gücü devletin dışsal bir unsuru olmaktan çıkararak onu devletin içsel ve kurucu mekanizması hâline getirmiştir. Dolayısıyla Türk tarihinde asker, devletin koruyucusu değil, bizzat devletin varlık şartı olarak konumlanmıştır. Bu bağlamda, Mete Han’ın Onlu Sistem Reformu, Türk devlet aklının kurumsallaşma sürecinde kritik bir eşik olarak değerlendirilmelidir; çünkü bu sistem yalnızca askerî birliklerin düzenlenmesini değil, aynı zamanda devletin rasyonel bir hiyerarşi ve disiplin üzerinden yeniden inşa edilmesini ifade etmektedir. Onlu sistemle birlikte Türk ordusu, bireysel kahramanlıkların toplamı olmaktan çıkarak, “emir-komuta” teşkilatı

Prof. Dr. Selahattin AVŞAROĞLU

Necmettin Erbakan Üniversitesi-Konya/TÜRKİYE

Devlet Dergisi

Devlet Dergisi

Keep in touch with our news & offers

Subscribe to Our Newsletter

Comments

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir